Andaç Şahan

tarihinde yayınlandı

İşini iyi bilen, güzel bir film çekmek için gelmiş ve konsantrasyonunu sağlayabilmiş insanların olduğu bir set, hayatta en mutlu olduğum yerlerden biri.

İstanbul’dan sabaha karşı yola koyuluyoruz. Hedefimiz şehrin diğer ucuna, bir reklam setine yetişmek. Son birkaç gününü set hazırlıkları ile geçiren ve bu proje için heyecanlandığı her halinden belli olan Andaç Şahan, uykusuz geçirdiği geceye ve muhtemelen aralıksız çalışarak geçireceği iki güne rağmen dingin ve keyifli. Biz yeni yeni ayılmaya başlamışken, o, elinde üçüncü kahvesi ile sigarasından bir nefes alıp devam ediyor: “Bizim işimiz rutinlerle dolu bir iş değil. Kulağa olumsuz bir şeyden bahsediyorum gibi gelebilir ama aslında ben keyif alıyorum çünkü her film başka bir motivasyon, bambaşka gereklilikler, değişik mekanlar ve bir sürü yeni karakter demek.”

Reklam setleri stresi bol, hızlı ve adrenalini yüksek ortamlardır ve sanırım ben bu adrenalinin bağımlısıyım!”

Bugünlerde 7/24 sette olmasa da bir reklam çekimi için ön hazırlıklar ile birlikte 3-4 gün yoğun tempoda o işe odaklanması gerekiyor. Neredeyse 20 senesini geçirdiği setlerle tanışması ise üniversite yıllarında, kuzeninin film projesine oyuncu olarak katılmasına dayanıyor. Kendi deyimiyle ‘o meşhur tozu’ yutmasıyla başlıyor hikayesi. Fotoğraf okumaya başladığı üniversitedeki birinci yılında 3. kamera asistanı olarak işe başlıyor. Bugün, bu sahnelerin tozunu attırıyor olması aslında öyle kolay olmamış. Okulda Uğur Kutay, Mahmut Güneş, setlerde Zeki Ökten, Martin Werner, Burak Turan, Tayfun Pirselimoğlu ve Andreas Sinanos’un feleğinden geçmiş.

Hiçbir rutini olmayan ama yoğun tempolu bir işten kendine nasıl zaman ayırabildiğini soruyoruz. Aslında boş kaldığı zamanları bile okuyarak ya da film izleyerek geçirdiği için onun pek boş vakti yok. Ama işi dışında hobiler geliştirmekten de hiç vazgeçmemiş. Otomobiller ve yemek onun için keyifli uğraşlar. Gastronomi merakı yalnızca restoran menülerini didikleyerek okuması değil elbette. Mutfakta da rüştünü çoktan ispat etmiş.

En azından kızı Azra için, o bir şef! Otomobiller ise bir diğer tutkusu. Sahip olduğu araba dışında, hayallerini süsleyen birkaç model daha var.

Aslında her arabam benim için çok önemli oldu. Satarken ardından gözlerimin dolduğu arabalarım da oldu, yok pahasına elden çıkarırken arkasından bile bakmadığım arabalarım da…

Otomobil ve yemek tutkusunun dışında, henüz 4 senelik hikayesi olan yeni tutkusu dövmelerini soruyoruz. “İlk dövmemi 4 sene önce yaptırdım, son dövmemi 1 ay önce. Her dövmem benim için çok anlamlı, bu yüzden de çok özel. Bir dövme tasarımının estetik olarak hoşuma gitmesi dövme yaptırmam için yeterli değil, onların bana özel olması gerekir.”

Birden -haylice- fazla dövmesi olması, hızlı karar verilmiş dövmeler olduğunu düşündürtmesin. Andaç, uzun süre düşünüp doğru motifi bulduğunda hemen ertesi gün yaptıranlardan. Her bir dövmesinin ayrı ayrı anlamları olsa da hepsini bir bütün olarak ele aldığını söylüyor. Böylece dövmeleri onunla ilgili çok şey söyleyebilsin.

Aslında vücudumu, küratörünün ben olduğum, kişisel bir sergi alanı gibi kullanıyorum.

Arabasını set alanına park ederken, vites kolundaki kuru kafa başlık dikkatimizi çekiyor. Yeni ayılmış olacağız ki, böyle bir detayı 1.5 saatlik yolun sonunda ancak fark edebilmişiz. Vücudunu bir sergi alanına dönüştüren bir adamın, hayatında böyle özenle seçilmiş objeler olmasına şaşmamak gerek aslında. “Ev ve araba dekore etmek çok hoşuma gidiyor. Objeleri de dövmelerim gibi kolay kolay seçmem. Araştırırım, kafa yorarım ve sonunda istediğim o parçayı bulurum.”

Set hazırlıkları için bir süre Andaç’ı yalnız bırakıp, uzaktan takip etmeye başlıyoruz. O, işini titizlikle yapan, sette aktif işi olmadığı zamanlarda, eline kahvesine alıp bir kuytuda seti izlemeyi tercih edenlerden. Kalabalıklara karışmayan, kalabalık ama yalnız bir ruh.

Yalnızlık güzel bir şey değil ama doğru ellerde yalnızlık, insanın kendini en çok geliştirdiği zamanlar olabilir.

Hayatta ‘olmazsa olmaz’ları olmayan, elinden gelen ya da yaratıcı olabileceğini hissettiği her işe burnunu sokabilecek bir adam Andaç. Reklam filmlerinin adrenalini ve hızını çok sevmesine, kendini dinç tuttuğunu düşünmesine rağmen sinema filmi çekmenin yeri bir başka. O, hikayesi olan işlerin peşinde.

Şimdiki hikayenden başka bir hikayeyi yaşıyor olsan, ne iş yapıyor olurdun diye soruyoruz hemen. Elinde olsa, yine şimdiki hayatını tercih edeceğini söylüyor. Ama illa ki başka bir iş yapması gerekse; aşçı, marangoz ya da tenisçi olmak isteyebileceğini dile getirmekten çekinmiyor.

Ama herhangi bir hayat, kızım Azra’sız olmaz!

Neredeyse yüz kişinin etrafta koşturduğu kalabalık bir sette bırakıyoruz Andaç’ı. O, kamera arkasında, yeni bir hikayenin görsel atmosferini tasarlamakla meşgulken biz de başka hikayelerin peşine düşüyoruz.

Ama 17 tane beyaz t-shirt’ü olan Andaç’a en azından bir konuda kesin hak veriyoruz.

Basit yaşa, büyük düşün.

 

Andaç Şahan
IAMNOTBASIC Beyaz Bisiklet Yaka T-Shirt ile
Proje Uygulama: 85/90 Projects

← Sonraki Yazı Önceki Yazı →