Esat Kocadağ

tarihinde yayınlandı

Gününün nerede başlayacağı ve nerede bitireceği hiç belli olmayan bir adam Esat Kocadağ. O yüzden buluşma günü erkenden dayanıyoruz kapısına. Son anda bir işi çıkar ve yine birkaç hafta onu şehirde yakalamak zor olur korkusu içindeyiz. Neyse ki sabah erkenden sporunu yapmış, kahvaltısını bitirmek üzereyken yakalıyoruz Esat’ı. Biz etrafı incelerken o son lokmalarını bir nefeste yutuyor.

Beslenmeme çok önem gösteriyorum. Kahvaltıyı atladığım gün hiç olmadı desem abartmam sanırım.

Esat, 1930 yılından bu yana restorancılık işiyle uğraşan bir ailenin oğlu. Maalesef kendini hep olumsuz düşüncelerle motive olmaya zorlamış.

İnsanların bana, ne yapamayacağımı söylediği ortamlarda başarıyı yakalamaya çalıştım. Dönüp geriye baktığım zaman, aslında bu durumun bir yandan da iyi olduğunu düşünüyorum. Zorluklar karşısında erken havlu atmamayı, sabrın önemini ve hayallerimden hiç vazgeçmemeyi bu şekilde öğrendim.

2010 yılında Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olduğunda yaklaşık altı senedir Emirgan Sütiş’in başında olması şans eseri değil yani. Çok küçük yaşlardan itibaren aile restoranında birçok iş yapmış. ”Yeri geldi kasaya geçtim yeri geldi komilik yaptım. Tüm operasyonu, bizzat içinde yer alarak tecrübe ettim.” diyerek özetliyor o günleri.

2004 yılında işin başına geçtiğimde bir şubemiz ve 31 çalışanımız vardı. 2015 itibariyle, dördü yurt dışı olmak üzere 15 şubemiz ve 550 çalışanımız bulunuyor.

İşinde onu mutlu edecek bir ivmeyi yakaladığı belli, ancak markalarını büyütmek için her geçen gün biraz daha fazla çalıştığını belirtiyor. Şubeleşme konusunda titiz ve uzun bir ön hazırlık süreci geçirdiklerini belirten Esat, bir şeyleri aceleye getirip kısa vadeli ve sonucunda kısa ömürlü işlerden uzak durmaya çalıştıklarını da ekliyor.

Restorancılık sektöründe tek markaları Emirgan Sütiş değil. Geçtiğimiz senelerde popülerleşen Lokma ve yeni bebekleri Espressolab ile farklı alanlarda yeme-içme sektöründe büyümeye devam ediyorlar. Espressolab’ın genç ve dinamik duruşuyla kısa zamanda grup şirketleri arasında prestijli bir konuma geldiğini belirten Esat, yaptıkları işi kısaca şöyle özetliyor;

“Dünyaca tanınan ‘Mr. Espresso’ lakaplı Bruce Milletto’nun danışmanlığında kendimize özel bir kahve harmanı oluşturduk. Kahvenin yanında sunduğumuz cheesecake çeşitleri için ünlü masterchef Ken Darling ile iki aylık bir çalışma yürüterek Türk damak tadına en uygun lezzetleri menümüze ekledik. Zincir kahvecilik anlayışından ziyade butik işletmeciliğin bu sektörde her zaman daha büyük farklar yaratacağına inanıyoruz.”

2010 yılında en iyi kahveyi bulma tutkusuyla yollara düşen ekip, dünyanın birçok yerindeki büyük kahve üreticileri ile görüşerek 2014 yılında Espressolab’ ın temellerini atmış. Santralistanbul, Emirgan, İTÜ Ayazağa Kampüs ve Taksim’ de faaliyet gösteren markanın önümüzdeki seneler için büyük projeleri var.

Gelecek projeleri konuşmaya devam ederken, dışarıdan bize göz kırpan Boğaz’a doğru çekiliyoruz. İnsanın Boğaz’da bir yalısı olunca kendini sürekli bahçeye atmak istiyordur diye düşünmeden edemiyoruz doğal olarak. Bizim gibi İstanbul Boğazı’na aşık olanlardan biri de Esat ve ne kadar şanslı olduğunu dile getirmeden konuyu kapatamıyor;

Sanırım deniz kenarında bir evde yaşama hayali olmayan yoktur. Bu yönden şanslı hissediyorum kendimi. Büyük vaktimi balkonda geçiriyorum. Aynı zamanda spor yapmak ve bir şeyler okumak için de evin en keyifli yeri.

Konu spora gelince yerde duran halterden ve çimlerin üzerine asılı kum torbasından yola çıkarak spor kariyerini soruyoruz. Çerçevelenmiş fotoğraflar gözümüzden kaçmamıştı…

“Çok uzun bir süredir profesyonel olarak sporla uğraşıyorum ve sanırım iflah olmaz bir spor bağımlısıyım. ”

Kulüp bazında yaklaşık altı yıllık bir güreş geçmişi bulunan Esat, hala tenis, kickbox, yağlı güreş ve kite surf ile ilgileniyor. Sporu mümkün olduğunca aksatmamaya çalıştığı belli; zira gerek ofisinde gerek evinde spor yapabileceği bölümler oluşturmuş.

“Ancak fırsat bulduğum zamanlarda ormanda spor yapmayı tercih ediyorum.”

Bu kadar yoğun çalışma temposunda, hafta içi bir güne göre evde bizim için biraz fazlaca vakit geçiren Esat’ı hazırlanması için serbest bırakıyoruz. O hazırlanırken, Arcade Oyun Konsolu renkli ihtişamıyla dikkatimizi çekiyor. ‘PlayStation çocukları’ için bir hayli ‘antika’ değeri olan bu oyun konsolunda şansımızı denemeyi isteyip konsoldan çıkan garip sesler ile irkiliyoruz. Ev sahibine oyuncağını bozmak üzere yakalanmamız çok iyi olmuyor ama en azından Esat’ı birkaç dakikalığına da olsa konsolun başına alıyoruz.

90’lı yıllara ait oyun konsollarına ve video oyunlara özel bir ilgim var. Azılı bir PlayStation düşmanıyım. Arcade Oyun Konsolu ve Nintendo Gameboy favorilerim.

Arabaya atlayıp Espressolab’ın yolunu tutarken, aslında oyuncaklara ilgisi olan Esat’ın arabalara da özel bir ilgisi olabileceğini sanarak hata yaptığımızı anlıyoruz. Birçok erkeğin aksine, o, arabayı ayaklarını yerden kesmesi için kullananlardan. Hey, bu biraz hızlı bir ‘yerden kesme’ olmadı mı?

Düşündük de, böyle bir arabaya atlayıp biz oldukça uzun bir mesafe gidebiliriz. Nitekim şehir içi trafiğinde araba kullanmaktan pek haz etmeyen Esat için de durum aynı.

“Yalnız seyahat etmeyi seviyorum. Yeni mekanlar keşfetmek, yeni lezzetler aramak için mesafeler çok da önemli değil benim için. O yüzden uzun yol yapmayı her zaman çok severim. Şehirden uzaklaşmak istediğimde ise ilk tercihim Cunda.”

 

Esat Kocadağ
IAMNOTBASIC Gri V Yaka Tişört ile
Proje Uygulama: 85/90

← Sonraki Yazı Önceki Yazı →