Nil Yabanlı

tarihinde yayınlandı

Posta sebebiyle Anadolu yakasını yavaş yavaş çözmeye başlasak da, karşı kıtanın bize yine labirenti çağrıştıran ara sokaklarında biraz oyalandıktan sonra Nil’in evine varıyoruz. İstanbul için süper sıcak günlerden biri daha ama Nil’in nereden geldiği belli olmayan rüzgarı bize çok iyi geliyor. Fonda Dvorak, Mussorgsky, Rimsky-Korsakov gibi bir şeyler çalıyor, Nil için uyanma seansındayız, biraz kahve içiyoruz.

Sabah ilk işim kahve. Sütsüz şekersiz. Sabah sıkı bir kahvaltı eden insanlardan değilim. Yemek yemem, baya zaman alıyor.

Hal böyle olunca insanın nasıl bu kadar zayıf kalabildiğine şaşırmamak gerek aslında. Yolda gelirken yediğimiz 4 poğaçaya hayıflanıyoruz.

Aslında yemek yemesini de yapmasını da çok severim. Geçen Noelde yaptığım Meatloaf hala konuşuluyor. Özellikle en sevdiğim hamur işi yapmak, ekmekten pastaya kadar.

İnsanın aklı iyice karışıyor ama Nil bu, zaten sağı solu pek belli olmuyor. Reklam okurken modaya ilgi duymaya başlıyor, sonra çocukluk aşkına geri dönüp, müzikle profesyonel anlamda ilgilenmeye başlıyor.

Şu sıralar hayatim tamamen iki şeye odaklı. Biri yakın zamanda çıkaracağım single, diğeri de kıyafet koleksiyonum.

Müzik ile olan hikayesini merak ediyoruz. Aslında biz daha çok ilkleri merak ederiz. İlk şarkısını kaç yaşında kime yazdığını, kime dinlettiğini soruyoruz.

“Yaklaşık 9 yaşındaydım. Dedemin hediye ettiği orgun içindeki preset şarkılardan birinin üzerine söz yazmıştım. Turu tangoydu. İki oda yanda ütü yapan anneme söylemiştim.”Sonrası çorap söküğü gibi geliyor tabi. Orta okulda yaptığı şarkıları okul orkestrasına götürüp çaldırıyor. Lisede ska, punk, hardcore gruplarında bas çalmaya başlıyor. Tokyo’da BlueMan grubuyla arkadaş oluyor ve birlikte Psychedelic Rockabilly Punk grubunu kuruyorlar.Aslında Nil’i şehirde farklı mekanlarda yapılan jam sessionlarda dinlemiş olma ihtimaliniz yüksek. Ama şimdilerde kendi projesine odaklı. Nedir Nil Yabanlı’nın sektörde doldurduğu boşluk, ne dinletiyorsun insanlara diye soruyoruz.

Indie gruplara bakıyorum hepsi erkek, e doğal olarak dertleri de erkek derdi.

Durumun kadınların iç dünyasına doğru ilerlediği belli. Yeni bir harekat başlar mı bilinmez ama bu kadınların dertlerine yeni bir ritim katacak, o kesin. O zaman şarkıların ilhamı da halktan geliyor olmalı, yani bizden, eşten, dosttan, öyle değil mi?

“Aslında şarkılarım genelde aşk günlüğüm gibidirler. Zaman zaman dikkatimi çeken olaylar, diğer insanlar veya onların davranışlarıyla ilgili yazıyorum. Arkadaşlarımdan, onların yaşadıklarından ve etrafımda gelişen olaylardan çok etkileniyorum doğru. Dikkatli dinlenilirse çok şey ele verirler…”

O zaman Nil’in şu sıralar bolca üretiyor olması için yalnız olmasını gerektiğine kanaat getiriyoruz. Konu ev her odasını didik didik inceleyen biz değiliz tabi, erkekler. Eski aşklardan, platonik aşklardan şarkılarında çokça bahsettiğini açıklıyor. Peki kendisi nasil bir sevgili acaba?

Başa bela bir sevgiliyim. Zorumdur. İçki, kumar hepsi var.

Bu söylemin içki-kumar kısmı aslında çok dikkatimizi çekiyor çünkü bu oldukça teknik bir açıklamaydı. Şu sıralar düzenli yaptığı şeylerin başında briç dersleri almak geliyor.

Briç kursuna aslında çok şaşırmıyoruz çünkü Nil’in tek başına yaşadığı evin her yerinde oyun kasetleri dolu. Neredeyse kendi oyun koleksiyonumuzdan utanacağız. Kart oyunlarından konsol oyunlarına uzanan bir seleksiyonu var. Nedir bu oyun aşkı diye soruyoruz elbet.

Küçükken Amiga’m ya da Commodore’um olmadı, GameBoy ile başladım. O gün bu gündür devam. Şu aralar Destiny’e sardım. Arkadaşlarla toplanıp online oynuyoruz. Oyun dünyasının geleceği bu bence.

Konu online dünya ve geleceğe gelmişken, dolup taşan kitaplığına yeni kitaplar için yer açılmasının imkansızlığına geliyor. Genelde uyumadan önce kitap okuduğunu ve normalde kurgu okumayı pek sevmediğini söyleyen Nil, gece yormasın diye başucu kitabı olarak roman seçtiğini söylüyor ve ekliyor:

İyi bir kütüphaneye sahip olmak benim için çok önemli. Mesela’guilty pleasure’ olarak okuduğum kitaplar asla koleksiyonuma giremez zaten. Standartım yüksek. Kindle gibi şeyler ise hiç bana göre değil. Her kitabin kendine has cildi ve kağıt kokusu yok mu..

O zaman iyi bir uzmanlık sorusunu hakediyor çünkü bu kütüphane oldukça ağır – kiloda ve pahada, yabancı kitaplarla dolu. Japonya’dan taşımış olabilecekleri belli ama ya diğerleri?

“Amazon’u 11 senedir kullanıyorum. Kitaplarımın yüzde doksanı oradan. Kitap alırken yayınevi ve çevirmenine göre seçiyorum, kapak tasarımı ve tipografisinin de seçimimde büyük rolü var. O yüzden hepsini bir arada görebilmek açısından büyük rahatlık. “

Sıra Japonya’ dan taşınan kitaplara ve aslında niye Japonya’ da bulunduğuna geliyor. Üniversiteden sonra master yapmak için Tokyo’ ya giden Nil’in kendi imajından bile bir uzak doğu sevdası olduğu belli. Peki bu hikaye nasıl başlıyor?

Uzakdoğu merakı diye genelleyemem ama Japon kültürü ‘connoisseur’lugu diyebiliriz.

Master’ını yurtdışında yapmak istemesiyle kendisini doğru ifade edebileceği o harika şehri aramaya girişmiş. Üniversite yıllarında gittiği Aix-en-Provence’ta bir arkadaşının evinde, Harajuku kızlarının fotoğraflarını çekerek ünlenmiş, meşhur Japon fotoğrafçı Shoichi Aoki’nin kitabını görmesi, Japon kültürüne merakını ilk cezbeden şey. Sonra gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Ve Nil Londra, Paris yerine Tokyo’yu seçiyor.

Tokyo’da yalnızca master yapıp, müzikle ilgilenmiyor. Burayla bağını koparmamasını sağlayan, bir dijital günlük, yani blog yazmaya başlıyor. Ancak yazma içgüdüsünün blog ve müzik için farklı olduğunu belirtmeden geçmiyor.

Blog postu yazarken aklıma gelen şeyleri hemen o an yazıyorum. Ama şarkı yapmak daha çok nadasa yatırılan bir süreç olabiliyor. Beni çok mutlu eden, rahatlatan ama bir yandan da şaşırtan bir şey. Nasıl çıkıveriyor o şarkılar benden, aklım almıyor. Önüne geçilemez, durdurulamaz, değişik bir süreç.

Hava kararmaya başlıyor, şarkı yazmak ve kaydetmek için Nil’in favori saatleri geldi. İşin bu yanını biraz mistik bulduğumuzu söylemeden edemiyoruz. Neşeli ve pozitif gözükmesine rağmen karanlık bir tarafı da var sanki:

Hem de nasıl. Yaratıcıların laneti olsa gerek. Ama tamamen tersi gözükürüm. Benim bile kafamı karıştırıyor.

Nil Yabanlı
soundcloud.com/nilyabanli – nilyabanli.blogspot.com
IAMNOTBASIC Kırık Beyaz Atlet ile
Proje Uygulama: 85/90

← Sonraki Yazı Önceki Yazı →